Görülecek Yerler
Kapadokya'nın tarihi
Kapadokya Balon Turu
Güney Kapadokya turu
Kuzey Kapadokya turu
Yürüyüş Turları
Nemrut turu
Semâ gösterisi
Türk gecesi
Hamam
At turları
Video
 
 
Ana Sayfa . Hakkımızda . Odalarımız . Servislerimiz . Ziyaretçi Defteri . Foto Galeri . Ulaşım . Rezervasyon . İletişim
Kapadokya'nın tarihi
 KAPADOKYA’NIN TARİHİ VE TANITIMI

 Milyonlarca yıl önce Kapadokya içerisinde bulunan, doğuda Erciyes batıda Hasan dağları’nın patlaması ile yöreye dağılan lavların soğumasından sonra insanoğlunun ilk ayak bastığı çağlarda Kapadokya’nın tarihi başlamış oldu. Toros dağlarının kuzey yaylalarında Konya’ya bağlı Çatalhöyük’te 1958 yılında J. Mellaart tarafından keşfedilip, 1965 yılında kazısı yapılan 9-10 bin yıllık Neolitik çağ yerleşim yeri bulundu. Bu kazıda bulunan  ‘’Şişman Kadın’’ Ana Tanrıça heykelcikleri, zarif kadın takıları, renkli seramikler, çanak çömlek kalıntıları yörenin en eski insanlarının kültür ve geçmişleri hakkında günümüze fevkalade fikirler vermektedir. 1968-1977 tarihlerinde Topaklı Höyüğü kazıları yapılmış burada M.Ö. 3500 yıllarına ait pişmiş toprak ve kemik parçaları ile M.S. 394 yıllarına ait bazı parçalar elde edilmiştir. Ayrıca Nevşehir Müze Müdürlüğünün 1991 yılında Avanos’un 20 km. kuzeyindeki Zank Höyüğü kazılarında Doç. Hüseyin SEVER, Müze Müdürü Secarettin ŞAHİN, Arkeolog Halis YENİPINAR, Arkeolog Murat Ertuğrul GÜLYAZ tarafından M.Ö. 3500-3000 Eski Tunç Çağları’na ait mutfak kapıları, çömlek ve dokuma tezgahlarında kullanılan ağırşak ve ağırlıklar bulunmuştur. Bu çağlarda çanak çömlek yapımına da büyük önem verilmiştir. Bugün bile Avanos ilçesinde çanak çömlek yapımcıları eski yöntemlerle ağaçtan yapılmış çarkları çevirerek aynı sanatı devam ettirmektedirler.

 Proto-Hititlerin bu bölgede dağınık olarak yaşayan Neşa halkları ile kaynaşarak ve kültürlerini birleştirerek güçlü Hitit devleti’nin kurulması görülür. Başkentleri ise Hattuşaş olan bu güçlü devlet M.Ö. 1200 yıllarına kadar hüküm sürer. Hitit uygarlıkları hakkında en geniş bilgileri Hattuşaş ve Kayseri’nin Kaniş’te yapılan kazılarda çıkan yazılı kaynaklardan elde etmekteyiz. M.Ö. 1200 yıllarında Anadolu’ya istilalar başlamış ve Hitit devleti yakılıp, yıkılarak ortadan kaldırılmıştır. O günün yangın kalıntıları Boğazköy Alacahöyük ve Alişar’da halâ görülmektedir. Büyük Hitit devleti’nin yıkılmasından sonra Anadolu’da Beylikler devleti kuruldu ve uzun süre sahipsiz kaldı. M.Ö. VIII. Yüzyılda orta Anadolu’da at yetiştirmekle ünlü Frig’lerce yönetim ele alındı. Friglerin nereden geldiği, ilk göçlerinde, Anadolu’nun neresine yerleştikleri, sonradan nasıl güçlü bir devlet kurabildikleri hakkında geniş bilgilere sahip değiliz. Ancak friglerin Boğazlar yoluyla Avrupa’dan Anadolu’ya girdiklerini, tarihçi Heredot’a göre, Avrupa’da iken Friglere ‘’Brygler’’ ya da ‘’Brygesler’’ dendiğini biliyoruz.

 Friglerden sonra Kapadokya bir müddet Med’lerin eline geçmişse de M.Ö. VI. yy. ortalarında Med İmparatorluğu birden bire çöktü ve M.Ö. 547 yılında Anadolu baştan başa Perslerin eline geçti. Persler ülkelerinde ‘’Khşatrapa’’ adı verilen ve eski Yunanlılarca ‘Satrapes’ denilen valiler tarafından eyalet usulü yönetiliyordu. Pers’ler zamanında sayıları 20 den aşağıya düşmeyen satraplık vardı. Satraplar büyük krallığa bağlıydılar. Vergilerini yıllık olarak at, altın ve gümüş talent olarak verirlerdi. Perslerin Kapadokya’ya vermiş oldukları isim ‘’Katpatuka’’ idi. Kaptatuka Pers dilinde ‘’Güzel Atlar Ülkesi’’ anlamına gelmekteydi. Daskyleion Satraplığı içerisinde yer alan Kapadokya büyük krallığa yılda 360 gümüş Talent vergi verirdi.

M.Ö. 333 yılında Büyük İskender Kapadokya’nın güney kısmını ele geçirerek Sabiktas isminde bir Pers’liyi Satrap olarak atayıp büyük seferi için güneye doğru devam etti. Yaklaşık bir yıl sonra halkın desteğini alan I. Ariarethes Kapadokya kralı oldu. I. Ariarethes Kapadokya’nın sınırlarını kuzeyden Karadeniz, doğu’da Fırat Nehri’ne kadar genişletmişse de İskender’in üvey oğullarından Perdikkas Kapadokya’ya yürüyerek hakimiyeti yeniden aldı. Büyük İskender’in yerine geçecek bir varisi olmadan ölmesi sonucu kurmuş olduğu büyük imparatorluk sarsılmaya başladı. Tarihe Diadokh’lar diye geçen komutanlar, kurulan büyük imparatorluğu birlik ve beraberlik içerisinde yönetmeleri gerekirken Diadokhlar tarafından kurulan küçük krallıkların mücadeleleri yaklaşık 300 sene sürdükten sonra M.Ö. 30 yılında Romalılar tarafından son Helenistik dönem krallığı da kaldırılarak son buldu.

 I. Ariarethes’in ölümünden ve Perdikkas seferinden sonra I. Ariarethes’in manevi oğlu II. Ariarethes ülkeyi terk etmişti. M.Ö. 301 yılında yeniden dönerek Büyük İskender’in işgal etmiş olduğu güney Kapadokya’yı kurtararak birlik ve beraberliği sağladı. Bilhassa Ariarethes III., IV., V. yüzyıl  zamanlarında ülke sınırları genişledi. Kapadokya kralı V. Ariarethes sarayına Yunan sanatkar ve bilginlerini getirerek özellikle Mazaka ( Kayseri ) ve Tşyana ( Kemerhisar ) şehirleri bir Helen sitesi haline geldi ve Hellenistik  kültür Kapadokya’ya hakim oldu. V. Ariarethes’in ölümü ile Kapadokya güç kaybına uğrayarak yavaş yavaş Roma’nın etkisi altına girmeye başladı. Bundan sonra Kapadokya Roma ile Pantos krallığı arasında sık sık el değiştirdi. Kapadokya bu savaşlardan bir hayli zarar gördü.

 M.Ö. 47 yılında Pontos krallığı’na savaş açan Caesar, güney Pontos’u aldı. Daha sonra ordusunu Mazaka’ya yerleştirerek ismi ‘’Caiserriia’’ olarak değiştirdi ve Kayseri M.Ö. 17 yılında tam bir Roma eyaleti oldu.

 Hz. İsa Filistin’de hristiyanlığı ilan ettiğinde 30 yaşındaydı. Roma’nın Kudüs valisi Ponce Pılate, ‘’Filistinde yeni bir devlet kuracak’’ diye İsa’yı suçlayınca İsa çarmıha gerildi. Fakat havarileri Filistin’den çıkarak çeşitli bölgelerde dağılmış hristiyanlığı anlatarak geliştirmeye çalışmışlardır.

Kapadokya bölgesinde doğan önemli din adamlarından Nazianzos’lu ( Nenezili ) Aziz Gregorios ile Nyssa’lı Aziz Gregorios ve Aziz Basileios zamanında Orta Anadolu’da hristiyanlık hızla gelişerek kilise ve manastır yapımına ağırlık verilmiştir. İl yapılan ibadet yerleri genellikle küçük manastır şeklinde, daha doğrusu bir inziva yeri idi. Önemli mimari yapıları yoktu.Bu ibadethaneler genellikle vadilere dere yataklarına ya da bulunması zor olan yerlere yapılmaktaydı. Çünkü hristiyanlık henüz serbest bırakılmamıştı. 310’lu yıllarda Roma’da karışıklıklar ve ayaklanmalar olmuş, Constantinus bu ayaklanmaları bastırarak Roma imparatoru olmuştu. Constantinus imparator olunca 313 yılında hristiyanlığı serbest bırakmış sonra da Roma’nın başkentini Byzantion’e ( İstanbul ) taşımıştı. Hrstiyanlığın serbest olmasından sonra Kapadokya’da din hızla gelişmiş kilise, manastır , keşişhane yapımı sürdürülerek İstanbul patriği’nin dini etkisine girmiştir.

 VII. yy.da Bizans imparatorluğu içte ve dışta önemli olaylara sahne oluyordu. Arabistan’da İslâm dini doğmuş, genişleyerek Bizans sınırlarını zorlamaya başlamıştı. İçeride ise  keşişlerin putperestlik derecesindeki ikonlara tapma eğilimi tepkiye yol açıyordu. 726 yılında III. Leon’un çıkardığı bir yasa ile İkonoklastik dönem başlamış ve 100 yıldan fazla devam ederek kilise ve manastırın gücünü kırmıştır. Bu dönemde dini resimler yasaklanmış, kilise ve manastırlar kapatılmıştır. Bu durum imparatoriçe Thedoranın ikonları 843 yılında tekrar serbest bırakmasına kadar devam etmiştir. İkonların serbestliği ile Göreme, Ihlara ve Soğanlı vadilerine yine kiliseler yapılmıştır. Bunların içleri incilde bahsedilen konularla fresklendi. Bizans döneminin en güzel kiliseleri ve freskleri bu zamandan sonra yapılmaya başladı.

Kapadokya da kilise yapımları XIII. Yy.’a kadar devam etti.

1071 yılında Anadolu’nun hızla Selçukluların eline geçmesi ile Bizanslıların dini inançlarına dokunulmamış ibadetleri serbest bırakılmıştır.

Bu bölgede aynı yerde ve aynı zamanda yapılan kilise ve camiler her iki toplumun birbirlerine ne kadar hoşgörülü baktıklarını simgelemektedir. Bunun örneğini Zelve harabelerinde görmek mümkün. Kapadokya’da yapılan kiliseler, şapeller, keşiş evleri o kadar çoktur ki bunların sayıların tam olarak verebilmek mümkün olmamakla birlikte 400 den fazla yapıldığı tahmin edilmektedir. Kiliselerde ki resimlerin çoğu İkonolastik dönemden sonra yapılmıştır. Resimler ya belli bir çizgi güzelliğine dayanarak klasik halinde ya da sadece konuyu gösteren basit bir üslupta yapılmıştır. Bazılarıda belli bir plan çerçevesinde yapılmış olup iç yapılarına önem verildiği gibi dış yapılarına özen gösterilmiştir.Soğanlı’daki kubbeli kilise gibi. Kapadokya’da yapılan kilise, manastır ve şapellerin dışında ilk hristiyanlar zamanında mağara yapımına da önem verilmiş bu mağara içlerine kadar küçük şapeller yaparak buralarda dini ibadetlerine devam etmişlerdir.

717-718 yıllarında Halife Ömer’in orduları Anadolu içlerine kadar girmiş ve başarılı savaşlar vermiştir. Ömer’in komutanlarından Mesleme Kayseri’ye kadar gelmiş Bizans ordularına ağır kayıplar vermiştir. Hem bu İslam akınlarına hem de 1071 yılında Andolu’ya giren Selçuklulara karşı bu mağaralar sığınak olarak kullanılmışsa da Selçukluların Anadolu’yu Türkleştirmesinden sonra hristiyanlara dini özgürlükleri tanınmış bu yer altı mağaraları ve gizli ibadethaneler önemini yitirmiştir. Selçukluların dağılmasından sonra Anadolu’da beylikler devleti başladı. Kapadokya şehirleri zaman zaman bu beylikler arasında el değiştirdi.Osmanlı büyüyüp güçlendikten sonra tüm Anadolu’ya sahip olarak güçlü bir devlet oldular. Osmanlılar zamanında da hristiyanların dini inançlarına dokunulmamış fakat bu dönemde hristiyanlar etkili bir dini gelişme gösteremediler. Cumhuriyetin ilanından sonra 1924 yılında yapılan nüfus mübadelesinden sonra hristiyan toplumu Kapadokya’da son bulmuş oldu.

Kapadokya’da tarih, tabiat ve insanoğlunun el ele vermesi çok öenmli harikalar meydana gelmiştir. Yöreye gelen turistlerin de ilgisini çeken ve beğenerek gezdikleri yerleri 3 ayrı kategoride toplamak mümkündür.

1-     Dünya’da eşi ve benzeri bulunmayan tabiat güzellikleri, peribacaları ve vadiler.

2-     Hz. İsa’nın Meryem’in Azizlerin ve İncil’de geçen konuları simgeleyen tasvirlerini konu alan frekli kaya kiliseleri.

3-Yapımı İsa’dan önceki yıllara ait oldukları tahmin edilen daha sonra genişletilerek hem gizli ibadet yeri hem de sığınak olarak kullanılan ve dünyanın 8. harikası olaral nitelendirilen yer altı şehirleridir

 

Shoe String Cave House
Orta Mahalle, Kazım Eren Sokak, No : 23 Göreme / NEVŞEHİR
Tel: +90 384 271 24 50 +90 532 511 97 78 Fax: +90 384 271 22 99
info@shoestringcave.com